Eşik

Evi kiralarken en çok hoşuma giden şey pencereler olmuştu. Büyük değillerdi ama derin pervazları vardı. Oturup dışarıyı izleyebileceğin türden. Sokak dar, karşı apartman eskiydi. Camların arkasında çoğu zaman kimse görünmezdi. Bu durum bana huzur veriyordu. İnsan bazen görünmemeyi ister. Özellikle uzun süren bir ayrılıktan, iş kaybından ve aylarca süren uykusuzluktan sonra.

Buraya taşınma sebebim kaçmak değildi. Daha çok, yeniden başlamak istiyordum. Eski hayatımdan kalan eşyaların çoğunu satmıştım. Yanıma yalnızca birkaç kitap, bir masa, bir yatak ve annemden kalan duvar saati almıştım. Saat mekanikti. Her yarım saatte bir kısa bir tık sesi çıkarırdı. Bu sesi çocukluğumdan beri bilirdim.

İlk haftalar düzenli uyudum. Ev sessizdi. Üst kat boştu. Alt katta yaşlı bir çift vardı ama nadiren ses çıkarırlardı. Binanın duvarları kalındı. Şehirden gelen uğultu burada yalnızca hafif bir titreşim gibi hissediliyordu.

Sorun, taşındıktan tam on gün sonra başladı.

Gece 02:47’de uyandım. Bunun özel bir anlamı yoktu. Bazen insan tuhaf saatlerde uyanır. Fakat o gece farklı olan şey, odanın içinde bir eşik hissi olmasıydı. Sanki bir sınırdan geçilmişti. Hava aynıydı, eşyalar yerindeydi ama odanın içindeki boşluk daha yoğundu. Yatağın kenarında oturdum ve gözlerimi karanlığa alıştırdım. Duvar saati 02:47’yi gösteriyordu. Saatin tik sesi yoktu ama içindeki yay hafifçe gerilmiş gibi görünüyordu.

Tam o sırada çok hafif bir çıtırtı duydum.

Ses pencereden gelmişti.

Perdeyi araladım. Sokak boştu. Karşı apartmanın üçüncü katında tek bir ışık yanıyordu. Daha önce fark etmediğim bir daire. Pencerenin önünde biri duruyordu. Silueti seçilebiliyordu ama yüzü görünmüyordu. Beni izlediğini düşündüm. Bu his ani ve rahatsız ediciydi.

Perdeyi kapattım.

Yatağa döndüm.

Sabah olduğunda karşı apartmanın üçüncü katında o dairenin aslında boş olduğunu öğrendim. Kapısında kiralık ilanı vardı. Işık yanmıyordu. Pencere tozluydu.

Bu tür çelişkiler zihni zorlar. İlk tepki inkâr olur. Kendime uykusuz olduğumu söyledim. Yeni bir eve alışma sürecinin getirdiği algı kaymaları olabilirdi. Fakat ertesi gece yine 02:47’de uyandım.

Bu kez pencereye bakmadım.

Çünkü ses yalnız camdan değil, duvarın içinden geliyordu.

İnce bir sürtünme sesi. Sanki bir tırnak duvarın arkasında yavaşça ilerliyordu. Yatağın başucundaki duvara yaklaştım. Elimi yüzeye koydum. Soğuktu ama altından hafif bir titreşim geliyordu. Kulak kabarttım. Bir fısıltı duyduğumu sandım. Net değildi. Sözcük gibi değildi. Daha çok nefesle karışmış bir hece.

Geri çekildim.

Sabah duvarı inceledim. Boyada ince bir çizgi vardı. Daha önce yoktu. Çizgi dikeydi ve kapı çerçevesini andırıyordu. Bu tuhaflık karşısında mantık aramaya çalıştım. Belki eski bir tadilat iziydi. Belki de dikkatimi yeni çekmişti.

Üçüncü gece saat yine 02:47’yi gösterdiğinde duvar saatinin sesi değişti. Normalde yalnızca yarım saatte bir kısa bir tık sesi çıkarırdı. O gece ise tam 02:47’de bir kez vurdu. Tek bir darbe. Derin ve tok.

Ardından duvardaki çizgi hafifçe aralandı.

Bu anı tarif etmek zor. İnsan gerçekliğin kırıldığı anı fark ettiğinde ikiye bölünür. Bir yanınız kaçmak ister. Diğer yanınız kalıp izlemek ister. Ben ikinciyi seçtim.

Çizgi yavaşça genişledi ve duvarda dar bir aralık oluştu. İçeriden karanlık bir boşluk görünüyordu. O boşluk evin planında yoktu. Bu daire tek odalıydı. Duvarın arkasında başka bir hacim olmaması gerekiyordu.

Aralığın içinden soğuk bir hava geldi. İçeri adım atmadım. Sadece baktım.

Karanlığın içinde bir masa vardı.

Masa, benim masamdı.

Üzerinde benim defterim duruyordu.

Ve masanın başında biri oturuyordu.

Sırtı bana dönüktü.

Yavaşça yazı yazıyordu.

Kalemin kâğıda sürtünme sesi netti.

Adım attım. Aralık bir santim daha genişledi. İçerideki kişi durdu. Başını hafifçe yana çevirdi. Profilini gördüm. O bendim. Daha yorgun, daha solgun bir versiyonum.

O an duvar kapandı.

Sanki hiç açılmamış gibi.

Geriye yalnız ince bir boya izi kaldı.

Bu deneyimden sonra birkaç gün boyunca uyumadım. Evden çıkmadım. Pencerelere bakmadım. Mantıklı bir açıklama aradım. Halüsinasyon olabilir miydi? Uyku felci? Stres kaynaklı bir algı bozukluğu? Fakat duvardaki çizgi duruyordu. Elimle yokladığımda hafif bir boşluk hissediliyordu.

Dördüncü gece 02:47’de uyanmadım.

Ama duvar saati kendi kendine çaldı.

Tek bir vuruş.

O vuruş beni yatağımdan kaldırdı.

Duvardaki çizgi bu kez baştan aşağı açıldı.

İçeri adım attım.

Oda benim odamın aynısıydı ama eşyalar biraz farklıydı. Pencerenin konumu değişmişti. Duvar saati daha eski görünüyordu. Masanın başındaki kişi yavaşça döndü.

Yüzü benim yüzümdü.

Ama gözlerinde beni tanımayan bir ifade vardı.

Konuştu.

“Geç kaldın.”

Bu iki kelime o an bütün zihinsel direncimi kırdı. Ses tonumdu ama anlam yabancıydı.

“Ne için?” diye sordum.

“El değiştirmek için,” dedi.

O an odanın içinde iki zamanın çakıştığını hissettim. Benim yaşadığım versiyon ile onun yaşadığı versiyon üst üste binmişti. Bu oda bir paralel değildi. Bir eşikti. Bir geçiş alanı.

“Biri kalmalı,” dedi. “Biri devam etmeli.”

Duvarın arkasındaki oda benim geleceğimdi. Ya da geçmişim. Zaman doğrusal değildi. 02:47 bir kilit noktasıydı. O an iki ihtimal karşılaşıyor, birini seçiyordu.

Geri çekilmek istedim.

Fakat kapı arkamda kapanmıştı.

O bana yaklaştı.

Göz göze geldik.

Yüzümün daha yaşlı bir haliydi. Daha yıpranmış. Daha sabırlı.

“Elini uzat,” dedi.

Uzatmadım.

O uzattı.

Parmakları soğuktu.

O an odanın içindeki ışık söndü.

Bir saniyelik karanlıkta zaman kaydı.

Gözlerimi açtığımda yatağımdaydım.

Saat 02:48’di.

Duvar düzdü.

Çizgi yoktu.

Ama içimde bir eksiklik vardı.

Sabah aynaya baktığımda yüzüm biraz daha solgun görünüyordu. Gözlerimin altındaki çizgiler derinleşmişti. Masama oturdum. Defterimi açtım.

İlk sayfada tanımadığım bir yazı vardı.

“Bir sonraki eşik 02:47.”

O günden sonra her gece o saati beklemeye başladım. Çünkü artık korku değil, merak ağır basıyordu. Bu geçişi anlamak istiyordum. Eğer iki versiyon varsa, kaç tane daha vardı? Bu eşik yalnız benim evimde mi açılıyordu, yoksa başka yerlerde de var mıydı?

Bir gece cesaretimi toplayıp 02:46’da duvarın önünde bekledim.

Saat değişti.

Duvar saati vurdu.

Duvar açıldı.

Bu kez içeri adım atmadım.

Sadece baktım.

Oda boştu.

Masa yerindeydi.

Ama sandalye devrilmişti.

Duvarın karşısında bir pencere vardı.

O pencereden benim odam görünüyordu.

Benim arkam.

Benim bekleyişim.

O an anladım.

Eşik yalnız duvarda değildi.

Eşik bendim.

Zamanın iki yüzü arasında duran bilinç.

Eğer içeri girersem bir versiyon kalacak, diğeri yok olacaktı.

Ama eğer girmezsem, her gece bu çatallanma devam edecekti.

Elimi duvara koydum.

Soğuktu.

İçeride bir hareket oldu.

Yavaş bir nefes sesi.

“Karar ver.”

Geri çekildim.

Duvar kapandı.

Saat 02:48 oldu.

Şimdi her gece 02:47’yi yaşıyorum.

Geçiş açılıyor.

Oda bekliyor.

Diğer ben bekliyor.

Ve birimiz sonunda karar verecek.

Hangimizin kalacağını bilmiyorum.

Ama bir gün duvar açıldığında, bu tarafta kimsenin kalmadığını fark edersen…

Bil ki eşik geçilmiş olacak.

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
0
Düşüncelerinizi paylaşmanızı çok isterim, lütfen yorum yapın.x