Evde Başka Biri Yoktu

Evde Başka Biri Yoktu

Eve taşındığım ilk gün her şeyi kontrol ettim. Kapıları, pencereleri, dolap içlerini… Banyoda duş perdesini bile iki kez araladım. Ev küçük ama ferah bir yerdi; sessiz bir mahallede, üçüncü katta. Komşular yaşlıydı ve bina neredeyse hiç ses çıkarmıyordu. Bu yüzden ilk gece duyduğum hafif sürtünme sesini rüzgâra yordum. Sanki bir kumaş zemine değiyormuş gibi, kısa ve belirsiz bir sesti. Yatak odasından gelmişti ama emin olamadım. Yeni bir eve taşınan herkesin zihni fazla çalışır, dedim kendime. Duvarlar tanıdık değildir; gölgeler olduğundan büyük görünür.

İkinci gece ses daha netti. Bu kez sürtünme değil, adım gibiydi. Çıplak ayak sesi… Parke üzerinde yavaşça ilerleyen bir ağırlık. Saat 02:14’tü. Yatağın içinde doğruldum ve nefesimi tuttum. Ses tekrar geldi. Yatak odasından değil, salonun içinden. Kalbim hızlandı ama mantığım hâlâ devredeydi. Eski binalar genleşir, ahşap çalışır, borular yer değiştirir. Bu açıklamalara tutundum. Yine de kapıyı açıp salona baktım. Oda boştu. Fakat halı hafifçe kırışmıştı; sanki üzerinden biri geçmiş ve ayağını sürümüş gibi.

Üçüncü gün mutfaktaki sandalye yer değiştirmişti. Dün pencereye dönüktü, şimdi masaya bakıyordu. Bunu ben yapmadım. Eminim. Ama insan kendi hafızasına güvenmeyi de zamanla bırakabiliyor. Taşınma stresi, yorgunluk, uykusuzluk… Hepsi bir araya gelince en sıradan ayrıntı bile şüpheli hale geliyor. Kendime kızdım. Bu kadar basit bir şeyi büyütmemeliydim.

Fakat o gece izlenme hissi ilk kez belirginleşti. Uyandığımda biri bana bakıyordu. Gözlerimi açtığımda yalnızca tavanı gördüm ama bakışın ağırlığı omuzlarıma çökmüştü. Yavaşça sağa döndüm; duvar. Sola baktım; dolap. Yatağın ucuna odaklandım; boşluk. Fakat içimdeki o his geçmedi. Bu bir varlık hissi değildi yalnızca. Sanki odada bir bilinç vardı. Görünmeyen ama farkında olan bir şey.

Telefonumu elime alıp ön kamerayı açtım. Ekranda kendi yüzümü gördüm; solgun ve uykusuz. Fakat omzumun arkasında, yatağın başucunda, silik bir karartı seçiliyordu. Gölgeye benziyordu ama odadaki ışık düzeni öyle bir gölge üretmiyordu. Telefonu indirdim. Başucumda hiçbir şey yoktu. Tekrar kaldırdım. Gölge hâlâ oradaydı. Sabit. Bekler gibi.

O an anladım ki mesele evde birinin olması değildi. Biri benim gördüğüm dünyada değil, cihazların gördüğü dünyada vardı. Kamera açıkken ortaya çıkıyor, çıplak gözle kayboluyordu. Ertesi gün bütün aynaları örttüm, camları perdeyle kapattım. Telefonu yüzüstü bıraktım. Ama izlenme hissi geçmedi. Gece 02:14 olduğunda dolap kapağı yavaşça aralandı. Gıcırtı yoktu; sessiz, bilinçli bir hareketti bu. Dolabın içi karanlıktı fakat kıyafetlerin arasında insan boyutunda bir boşluk vardı. Sanki birinin saklanabileceği kadar geniş bir aralık.

Birkaç gün boyunca doğru düzgün uyumadım. Gerçek ile hayal arasındaki sınır inceldi. Bir gece kamerayı açık bırakıp uyudum. Sabah kaydı izlediğimde midem kasıldı. Saat 02:14’te ben yatakta doğruluyordum. Ancak görüntüde yalnız değildim. Yatağın kenarında biri oturuyordu. Yüzü yoktu; yüzünün olması gereken yerde koyu bir boşluk vardı. Başını hafifçe eğmiş, beni izliyordu. Video 02:15’te benim tekrar yatmamla devam ediyordu fakat o siluet yerinden kalkmıyordu. Kamera 02:16’da aniden kapanmadan önce son karede yatak boştu. Ben yoktum. O vardı.

Polisi aramadım. “Telefonum başka birini çekiyor” demek akıl sağlığımı tartışmaya açmaktan başka bir işe yaramazdı. Bunun yerine evi terk etmeye karar verdim. Eşyalarımı toplamaya başladım. Kapıya yöneldiğimde telefonum titredi. Bilinmeyen numaradan tek bir mesaj geldi: “Gidersen yerini alırım.” Ellerim soğudu. “Ne demek?” yazdım. Cevap gecikmedi: “Biri kalmalı.”

O gece evden çıkmadım. 02:14’ü bekledim. Saat geldiğinde ses olmadı, kapı açılmadı, dolap kıpırdamadı. Fakat bedenim dondu. Gözlerim açık kaldı ama hareket edemedim. Yatağın kenarında biri oturdu. Bu kez kameraya değil, doğrudan bana bakıyordu. Yüzü hâlâ yoktu ama boşluk beni tanıyordu. Yavaşça eğildi ve fısıldadı: “Şimdi sen izliyorsun.”

Gözlerimi kapattım. Açtığımda tavana yakın bir noktadaydım. Aşağıya baktım; kendi bedenimi gördüm. Yatakta hareketsiz yatıyordum. Yatağın kenarında oturan figür ise benim yüzüme sahipti. Artık yer değiştirmiştik. Ben odanın içinde bir bakış haline gelmiştim; o ise bedenimi giymişti.

Şimdi her gece 02:14’te o uyanıyor, ben izliyorum. Bazen dolabı açıyor, bazen salonu dolaşıyor. Komşuların duvarın arkasından duyduğu ses belki de onun adımlarıdır. Ev boş değil; hiç olmadı. Bir bilinç, bir bedeni devralıyor ve diğeri izleyiciye dönüşüyor. Eğer ben evi terk edersem, döngü bozulacak. O tamamen bedenin sahibi olacak.

Ve bir gün yeni biri taşınacak. İlk gece hafif bir sürtünme sesi duyacak. İkinci gece adımlar… Üçüncü gece bir sandalye yer değiştirecek. Sonra saat 02:14’te biri uyanacak ve izlenmeye başladığını anlayacak.

Evde başka biri yoktu.

Ama bir bakış her zaman vardı.

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
0
Düşüncelerinizi paylaşmanızı çok isterim, lütfen yorum yapın.x