Evi satın alırken en çok dikkatimi çeken şey, planındaki garip boşluk olmuştu. Mimari çizimde yatak odası ile salon arasında dar, işlevsiz bir alan görünüyordu. Ne tam bir koridor, ne de oda sayılabilecek bir genişlikteydi. Emlakçı bunun eski bir tadilat kalıntısı olduğunu söylemişti. “Duvarı kalın bırakmışlar,” demişti, “ama içi beton.” O an üzerinde durmamıştım. Ucuz bir daire bulmuştum ve şehrin merkezinde tek başıma yaşayabileceğim bir yerdi.
Taşındıktan sonraki ilk hafta huzurlu geçti. Sessizlik neredeyse fiziksel bir ağırlık gibi dairenin üzerine çökmüş, dış dünyayı kesmişti. Geceleri sokaktan gelen tek ses uzak bir köpeğin havlamasıydı. Fakat sekizinci gece, saat tam 03:11’de gözlerimi açtım. Beni uyandıran bir ses değil, bir eksiklikti. Odanın içinde bir şeyin yerinde olmadığını hissetmiştim.
Yatağımın karşısındaki duvara baktım. Gölgeler her zamanki yerindeydi. Perde kıpırdamıyordu. Ama yine de odanın içinde görünmeyen bir boşluk vardı. Yavaşça doğruldum. O an duvarın içinden gelen çok hafif bir tıkırtı duydum. Metalin metale sürtünmesine benzeyen bir sesti. Ardından kısa bir sessizlik ve daha derinden gelen bir nefes alış.
Bunu ilk gece hayal sandım. İkinci gece aynı saatte tekrarlandığında zihnimin bana oyun oynadığını düşündüm. Fakat üçüncü gece, sesin ritmini fark ettim. İki kısa tıkırtı, ardından bir nefes. Sanki birinin sabırla beklediği, sonra yeniden denediği bir hareket gibi.
Ertesi gün evin planını tekrar inceledim. O garip boşluk gözümün önünde büyüyordu. Eğer duvarın içi gerçekten dolu beton olsaydı, bu kadar yankı üretmezdi. Bir inşaat mühendisi arkadaşımı aradım. Çizimi gösterdim. “Bu alanın içi boş olabilir,” dedi. “Eski yapılarda olur. Ama o zaman da bir giriş olması gerekir.”
Giriş yoktu. En azından görünürde.
Geceleri uyanmaya başladım. Saat 03:11, değişmeyen bir sınırdı. Tıkırtılar artık daha netti. Bir gece cesaretimi toplayıp duvara kulağımı dayadım. Soğuk yüzeyin ardında çok zayıf bir sürtünme vardı. Sonra, neredeyse duyulmayacak kadar alçak bir ses: “Aç.”
Geri çekildim. O kelime gerçekten söylenmiş miydi, yoksa zihnim mi üretmişti? Duvara tekrar baktım. Boyada ince bir kabarma vardı. Daha önce fark etmediğim bir çizgi, kapı çerçevesini andıran bir sınır oluşturuyordu.
Birkaç gün boyunca hiçbir şey yapmadım. Ama merak, korkudan daha güçlüdür. Bir gece tornavida alıp o çizgiyi yokladım. Boya kolayca döküldü. Altında metal bir yüzey vardı. Soğuk ve pürüzsüz. Daha fazla kazıdığımda dar bir kapı çerçevesi ortaya çıktı. Kilit yoktu, kol yoktu. Yalnızca bastırıldığında hafifçe esneyen bir panel.
Saat 03:11’e yaklaşırken kalbim hızlandı. Duvarın önünde bekledim. Tıkırtı başladı. Bu kez kapının hemen arkasından geliyordu. Metalin arkasında biri hareket ediyordu. “Aç,” dedi ses, daha net. “Buradasın.”
Paneli ittim.
Karanlık bir boşluk açıldı. İçeriden soğuk ve nemli bir hava yayıldı. Fenerimi tuttum. Dar bir oda vardı; neredeyse tabut genişliğinde. Zeminde çizikler, duvarlarda tırnak izleri görünüyordu. Odanın ortasında eski bir sandalye ve sandalyenin arkasında küçük bir masa. Masanın üzerinde sararmış bir defter.
Adımımı içeri attığım anda arkamdaki panel kapandı.
Kararmış odada tek ışık fenerimdi. Defteri açtım. İlk sayfada tarih yoktu. Sadece şu cümle yazıyordu: “Beni duyduğunda geç kalmış olacaksın.” Yazı bana aitti. El yazımın aynısıydı.
Sayfaları çevirdim. Her gece saat 03:11’de duyulan seslerden bahsediyordu. Duvarın arkasındaki odadan. Ve sonunda şu cümle vardı: “Yer değiştireceğiz. Çünkü biri içeride kalmalı.”
Arkamdan bir nefes sesi geldi.
Döndüğümde, odanın kapısının önünde bir siluet duruyordu. Benim boyumda, benim duruşumda. Yüzü gölgede kalmıştı ama göz hizasında boşluk vardı. Bir adım attı. Ben geri çekildim. Odanın duvarına yaslandım.
“Burada kalman gerekiyor,” dedi. “Yoksa ev tamamlanmaz.”
O an anladım. Bu oda evin kusuru değildi. Evin amacıydı. Her gelen, duvarın arkasındaki odayı keşfedecek, sesleri duyacak ve sonunda içeri girecekti. İçeride biri kalacak, dışarıda biri yaşamaya devam edecekti. Ev böyle var oluyordu.
Fener elimden düştü. Karanlık büyüdü. Siluet yaklaştı. Soğuk bir el omzuma dokundu.
Gözlerimi açtığımda yatağımdaydım.
Saat 03:11’di.
Duvar düz görünüyordu. Boya tertemizdi. Ama içimde bir boşluk vardı. Sanki bir parçam eksilmişti. Yatağımdan kalktım. Aynaya baktım. Yansıma bir an gecikti.
Sonra gülümsedi.
Ben gülmemiştim.
O günden beri her gece 03:11’de uyanıyorum. Duvar sessiz. Tıkırtı yok. Nefes yok.
Çünkü artık ses duvarın içinden gelmiyor.
Dışarıdan geliyor.
Ve ben kapının diğer tarafındayım.
