Fotoğraf makinesini dedesinin evinden almıştı. Ahmet fotoğrafçı değildi ama eski eşyaların içinde kalan geçmişe karşı tuhaf bir merakı vardı. Dedesi öldükten sonra ev boşaltılırken çoğu eşya satılmış, bir kısmı atılmıştı. Çatı katındaki sandığın içinde duran siyah analog makineyi kimse istememişti. Metal gövdesi ağırdı, deri kaplaması çatlamıştı ama objektifi sağlam görünüyordu. Üzerinde herhangi bir marka yazmıyordu. Sanki etiketi sökülmüş gibiydi.
Makineyi eve getirdiğinde çalışmayacağını düşünüyordu. Fakat alt kapağını açtığında içinde yarım kalmış bir film buldu. Film eskiydi ama zarar görmemişti. Merakına yenildi. Filmi çıkarmadı. Makineyi temizledi ve bir deneme yapmak için sokağa çıktı.
İlk fotoğrafı kendi apartmanının önünde çekti.
Deklanşöre bastığında makine tuhaf bir direnç gösterdi. Sanki içeride bir şey hareket etmişti. Ahmet bunu eski mekanizmaya yordu. Akşam eve dönüp filmi banyo ettirmek için yakınlardaki küçük bir fotoğrafçıya gitti. Adam filmi eline alıp baktı. “Bu çok eski,” dedi. “Ama deneyelim.”
Ertesi gün fotoğrafları almaya gittiğinde adamın yüzü solgundu. Zarfları uzatırken “Makinen sağlam mı?” diye sordu.
“Evet,” dedi Ahmet. “Neden?”
“Çünkü filmde bazı kareler… normal değil.”
Ahmet zarfı alıp eve geldi. Masaya oturdu. Fotoğrafları tek tek çıkardı. İlk kare apartman kapısıydı. Görüntü netti ama kapının önünde silik bir gölge vardı. O gölge çekim anında orada değildi. İkinci kare sokaktı. Sokakta kimse yoktu ama fotoğrafta yolun ortasında sırtı dönük bir adam görünüyordu. Üçüncü karede kendi yansıması vardı. Fakat yüzü flu değildi; yüzünün yerinde koyu bir boşluk vardı.
Ahmet bunu teknik hataya bağlamak istedi. Eski film, ışık sızıntısı, kimyasal bozulma… Ama son kareye geldiğinde nefesi daraldı.
Son kare evinin içindendi.
Oysa o evin içinde fotoğraf çekmemişti.
Fotoğrafta salonu görünüyordu. Masa, sandalye, duvar saati. Ve pencerenin önünde biri duruyordu. Arkası dönüktü. Omuz hizasından tanıdık geliyordu.
Ahmet makineyi eline aldı. İçinde hâlâ film vardı. Bu imkânsızdı. Film bitmemişti. O kareyi kim çekmişti?
O gece uyumadı. Makineyi masanın üzerine koydu. Objektife baktı. İçeride hafif bir yansıma gördü. Sanki objektifin arkasında bir oda vardı. Gözünü dayadı.
Kendi salonunu gördü.
Ama farklıydı.
Duvarlar daha kararmıştı. Perdeler kapalıydı. Ve masanın başında biri oturuyordu.
Başını yavaşça kaldırdı.
Ahmet gözünü objektiften çekti.
Kalbi çarpıyordu.
Ertesi gün makineyi tekrar denemeye karar verdi. Bu kez bilinçli olarak evin içinde fotoğraf çekti. Yatak odasını, banyoyu, koridoru… Her karede normal görüntü oluştu. Rahatlamaya başlamıştı ki filmi banyo ettirdiğinde gerçek ortaya çıktı.
Çektiği karelerin aralarında başka fotoğraflar vardı.
Yatak odasında, yatağın kenarında biri oturuyordu.
Banyoda aynanın içinde ikinci bir yansıma vardı.
Koridorda, karanlığın içinde bir yüz seçiliyordu.
Ve son karede…
Ahmet’in kendisi, objektife bakıyordu.
Ama gözleri kapalıydı.
Bu noktada makineyi atmayı düşündü. Fakat merakı korkusunu bastırıyordu. Fotoğrafları masaya dizdi. Tüm kareleri yan yana koydu. Bir detay fark etti. Her paranormal karede duvar saati 02:19’u gösteriyordu.
Oysa çekim saatleri farklıydı.
02:19.
Bu bir zaman damgasıydı.
O gece alarmı 02:15’e kurdu. Uyanıp makineyi eline aldı. Salon karanlıktı. Duvar saati 02:18’i gösteriyordu. Ahmet objektifi pencereye doğrulttu.
02:19.
Deklanşöre bastı.
O an makinenin içinden net bir klik sesi değil, boğuk bir nefes sesi geldi.
Ahmet makineyi indirdi.
Salon aynıydı.
Fakat pencerenin önünde biri duruyordu.
Sırtı dönüktü.
Bu kez gerçekti.
Ahmet dondu kaldı. Figür yavaşça başını yana çevirdi. Yüzü görünmedi ama boyun çizgisi tanıdıktı. Figür pencereye değil, objektife bakıyordu.
Makine Ahmet’in elinden düştü.
Işıklar titredi.
Figür bir adım attı.
Ahmet geri çekildi.
Duvar saati 02:20 oldu.
Figür kayboldu.
Ertesi gün filmi banyo ettirdiğinde son kare ortaya çıktı.
Ahmet pencerenin önünde duruyordu.
Sırtı dönük.
Fotoğrafın altında tarih yoktu.
Ama saat 02:19 yazıyordu.
Ahmet o an anladı. Makine geçmişi değil, bir dakikalık gecikmeyle geleceği çekiyordu. 02:19’da çekilen kare, 02:19’daki bir sonraki olayı gösteriyordu. Ve o olay her seferinde biraz daha yaklaşan bir versiyonunu içeriyordu.
Her yeni fotoğraf, bir sonraki adımı gösteriyordu.
Ve son adım, objektife doğru yürüyen kendisiydi.
Son gece 02:19’da makineyi masaya koydu.
Objektife bakmadı.
Deklanşöre basmadı.
Duvar saati vurdu.
02:19.
Salonun ortasında bir klik sesi duyuldu.
Makine kendi kendine fotoğraf çekti.
Ertesi sabah fotoğrafçı zarfa tek bir kare koydu.
Ahmet’in salonu.
Masada bir makine.
Sandalyede kimse yok.
Ama objektifin içinde bir yüz vardı.
Ahmet’in yüzü.
Camın arkasında.
