Saat her gece 03:17’de uyanmaya başladım.
İlk başta bunun tesadüf olduğunu düşündüm. İnsan bazen gece yarısı uyanır, su içer, tekrar uyur. Ama bu farklıydı. Alarm kurmadım. Gürültü yoktu. Rüya görmüyordum. Gözlerim tam olarak 03:17’de açılıyordu.
Ve her seferinde, odada bir şey eksikmiş gibi hissediyordum.
Yatağım pencereye bakıyordu. Sokak lambasının solgun ışığı perde aralığından içeri sızar, duvara uzun, eğri gölgeler düşürürdü. İlk gece sadece saate baktım. 03:17. İçimden bir huzursuzluk geçti ama nedenini açıklayamadım.
İkinci gece yine aynı saatte uyandım.
Bu kez gözlerimi açtığım anda odanın daha karanlık olduğunu fark ettim. Sokak lambası sönmüş gibiydi. Perdeler kapalıydı ama kapatırken aralık bırakmıştım, hatırlıyordum. Kalkıp perdeyi araladım. Sokak lambası yanıyordu. Yani sorun dışarıda değildi.
Sorun içerideydi.
Üçüncü gece, uyanmadan hemen önce bir ses duydum.
Fısıltı gibi değil. Adım sesi gibi de değil. Daha çok, yatağın yanında duran halının üzerinde bir ağırlığın yavaşça yer değiştirmesi gibi. Gözlerimi açtığımda yine saat 03:17’yi gösteriyordu.
Bu kez dönüp bakmadım.
Bakarsam bir şey göreceğimden değil. Bakarsam bir şeyin beni beklediğini anlayacağımdan korktum.
Ertesi sabah halının yerinin hafifçe kaymış olduğunu fark ettim.
Oysa ben dokunmamıştım.
Dördüncü gece uyanmadan önce rüya gördüm.
Rüyamda yatakta uzanıyordum. Gözlerim kapalıydı ama uyanık olduğumu biliyordum. Odanın kapısı aralıktı. Koridordan bir gölge içeri süzülüyor, yavaşça yatağın yanına kadar geliyordu.
Gölge bana bakmıyordu.
Benim arkamda bir şeye bakıyordu.
Uyandığımda saat 03:17’ydi.
Ve bu kez, yatağın arkasından hafif bir nefes sesi geldi.
Donup kaldım.
O an anladım.
Her gece 03:17’de uyanmamın sebebi bir şeyin gelmesi değildi.
Bir şeyin gitmesiydi.
Ve o şey, her gece biraz daha geç ayrılıyordu.
Beşinci gece, uyanmam daha uzun sürdü.
Sanki biri omzuma hafifçe dokunmuş gibiydi. Gözlerimi açtım. Saat 03:17’yi gösteriyordu. Ama bu kez sokak lambasının ışığı duvarda tek bir gölge oluşturuyordu.
Benim gölgem.
Yatağın yanında ikinci bir gölge yoktu.
Çünkü o artık yatağın yanında değildi.
O, yatağın içindeydi.
Yanımda.
O günden sonra 03:17’de uyanmayı bıraktım.
Saat artık 03:18’de çalıyor.
Ve ben her gece uyanmadan önce, kulağımın hemen dibinde bir fısıltı duyuyorum:
“Bir dakika daha…”
