Asansör 13. Kat

Taşındığım binada 13. kat yoktu.

En azından düğmeler öyle söylüyordu.

Asansöre her bindiğimde kat numaraları 12’den sonra 14’e atlıyordu. Eski binalarda olur böyle şeyler; insanlar 13 rakamını uğursuz sayar, müteahhitler de numarayı atlar. Bu durumu ilk fark ettiğimde sadece gülmüştüm.

Ama üçüncü haftada bir şey değişti.

O akşam eve geç dönmüştüm. Binanın lobisi sessizdi. Güvenlik masasındaki televizyon açıktı ama görevli ortalıkta yoktu. Asansöre bindim. 8. kata basacaktım ama dalgınlıkla parmağım 12’ye değdi.

Kapılar kapandı.

Asansör yükselmeye başladı.

Ekranda rakamlar tek tek değişiyordu.

3…
5…
8…

Bir an için ışık hafifçe titredi. Asansör sarsılmadı ama içimde tuhaf bir basınç oluştu. Kulaklarım doldu.

11…
12…

Normalde burada 14’e geçmesi gerekiyordu.

Ama ekran karardı.

Sonra tek bir rakam belirdi.

Boğazım kurudu.

Düğmelerin olduğu panele baktım. 13 yazan bir tuş yoktu. Hiç olmamıştı. Ama ekran açıkça 13 diyordu.

Asansör durdu.

Kapılar açılmadı.

Birkaç saniye sonra hafif bir “ding” sesi duyuldu. Bu, katlara varıldığında çıkan sıradan bir uyarıydı. Ama kapılar hâlâ kapalıydı.

Sonra kendi kendine aralanmaya başladılar.

Koridor karanlıktı.

Bu binada hiç görmediğim bir kat.

Duvarlar ham beton gibiydi. Boya yoktu. Zemin çıplaktı. Tavandaki floresan lambalardan biri yanıp sönüyordu.

Kapı eşiğinde donup kaldım.

İçimden bir ses, bunun teknik bir arıza olduğunu söylüyordu. Belki asansör bakımdaydı. Belki yanlışlıkla servis katına gelmişti.

Ama servis katları genelde çatıya ya da bodruma olurdu. 13. kata değil.

Çünkü 13. kat yoktu.

Adım atmadım.

Ama koridordan hafif bir sürtünme sesi geldi.

Bir şey beton zeminde yavaşça ilerliyordu. Görünmüyordu. Sadece sesi vardı.

Refleksle “Kapı kapansın” düğmesine bastım.

Asansör tepki vermedi.

Koridordaki ışık bir kez daha titredi.

O an fark ettim.

Koridor boş değildi.

Duvar boyunca sıralanmış kapılar vardı. İnce, metal kapılar. Üzerlerinde numara yoktu. Ama hepsi aralıktı. İçleri zifiri karanlıktı.

Ve o kapıların arkasından bir şey bana bakıyordu.

Gözle değil.

Dikkatle.

Asansörün içindeki ayna, arkamı gösteriyordu. Boş kabin. Sadece ben vardım.

Ama aynada, kapı aralığının hemen dışında, zemine düşen ikinci bir gölge vardı.

Benim gölgemden ayrı.

Yavaşça geri çekildi.

Kapılar aniden kapandı.

Asansör sarsıldı ve tekrar hareket etmeye başladı.

Ekran:

Sonra 15.

Sonra 8’e geri indi.

Kapılar açıldığında kendi katımdaydım.

Koridor normaldi. Boya vardı. Halı vardı. Sessizlik vardı.

O gece uyuyamadım.

Ertesi sabah yönetime gittim.

“Binada 13. kat var mı?” diye sordum.

Adam yüzüme tuhaf baktı.

“Yok,” dedi. “Zaten 12 katlı bina.”

“Peki servis katı?”

“Bodrum var sadece.”

Israr edemedim.

Ama ertesi gün asansöre tekrar bindim.

Bu kez bilerek 12’ye bastım.

Yükseldi.

12’ye geldi.

Durdu.

Ekran birkaç saniye karardı.

Kalbim hızlandı.

Ama bu kez 14’e geçti.

Hiçbir şey olmadı.

Günler geçti.

Artık 03:17’de değil, asansöre her bindiğimde tedirgin oluyordum. Özellikle yalnızsam.

Bir gece yine geç saatte döndüm. Asansöre bindim. 8’e bastım.

Kapılar kapandı.

Asansör yükseldi.

6…

7…

8…

Durmadı.

9…

10…

11…

12…

Ekran tekrar karardı.

Bu kez hiçbir rakam görünmedi.

Sadece tek bir kelime belirdi.

“İN.”

Asansör kapıları açıldı.

Yine o beton koridor.

Ama bu kez kapıların hepsi kapalıydı.

Sürtünme sesi yoktu.

Tam tersine, mutlak bir sessizlik vardı.

O kadar sessizdi ki, kendi kalp atışımı beton duvarlarda yankılanır gibi duyuyordum.

Ekrana baktım.

13 yazmıyordu.

Ama 14 de değildi.

Boştu.

Siyah.

Ve asansör kapıları yavaşça kapanmaya başladı.

O an anladım.

Asansör 13. kata çıkmıyordu.

  1. kat aşağı iniyordu.

Ve her gece biraz daha yaklaşıyordu.

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
0
Düşüncelerinizi paylaşmanızı çok isterim, lütfen yorum yapın.x