Boş Koltuk

Sinema salonunu bilerek en arka sıradan seçtim.

Gece seansıydı. Salon neredeyse boştu. Perşembe geceleri kimse korku filmine gelmezdi. Bilet alırken görevli, “Arka sırada yalnız olacaksınız,” demişti.

İyi demişti.

Sevmiştim yalnız olmayı.

Filmin başlamasına beş dakika vardı. Salon loştu. Ön sıralarda iki kişi vardı. Fısıldaşıyorlardı.

Ben en arkada, en sağ koltuktaydım.

Yanımdaki koltuk boştu.


Işıklar tamamen söndü.

Film başladı.

İlk on dakika normal geçti.

Ama bir anlığına yanımdaki koltuğun hafifçe çöktüğünü hissettim.

Sanki biri oturmuş gibi.

Kafamı çevirmedim.

Belki hayal gücümdü.

Koltuğun süngeri eskiydi. Film sırasında titreme olmuş olabilir.

Ama birkaç saniye sonra, yanımdan hafif bir nefes sesi geldi.

Yavaş.

Düzenli.


Yavaşça başımı çevirdim.

Yan koltuk boştu.

Ama koltuğun kumaşı içeri doğru bastırılmıştı.

Sanki görünmeyen biri oturuyordu.

Boğazım kurudu.

Gözlerimi kırptım.

Bastırma düzeldi.

Koltuğun yüzeyi normale döndü.

Filmde tam o sırada bir sahne vardı.

Karakter karanlık bir odada yalnız oturuyordu.

Ve yanındaki koltuk yavaşça çökmeye başlıyordu.


Telefonum titreşti.

Sinemada telefon yasaktı ama ekranı kısaca kontrol ettim.

Mesaj yoktu.

Ama ekranın üstünde bir bildirim belirdi:

“Yanındaki koltuğa bak.”

Donup kaldım.

Bildirim kayboldu.

Mesaj yoktu.

Uygulama yoktu.

Sadece kısa bir anlığına görünmüştü.

Yavaşça tekrar baktım.

Koltuk bu kez daha derin çökmüştü.

Ve kol dayama yerinde hafif bir iz vardı.

Bir el izi.


Kalkmayı düşündüm.

Ama film tam en sessiz sahnesindeydi.

Salonda çıt çıkmıyordu.

Yavaşça ayağa kalktım.

Yanımdaki koltuğun önünden geçmek zorundaydım.

Adımımı attım.

Bir şeye çarptım.

Ama önümde kimse yoktu.

Dengeyi kaybettim.

Elim yan koltuğun üzerine düştü.

Ve bir omuza değdi.

Soğuk.

Sert.

Ama görünmüyordu.


Panikle arka kapıya yöneldim.

Kapı kapalıydı.

Üzerinde “Acil Çıkış” yazıyordu ama kilitliydi.

Telefonum tekrar titredi.

Bu kez mesaj vardı.

Bilinmeyen numara.

“Yerine otur.”

Salonun önündeki iki kişi yoktu.

Sıralar boştu.

Ekrana baktım.

Film hâlâ oynuyordu.

Ama sahne değişmişti.

Kamera arka sırayı gösteriyordu.

Benim oturduğum yeri.

Ve yanımda biri vardı.

Yüzü yoktu.

Ama bana dönüktü.


Yavaşça geri yürüdüm.

Koltukların arasından geçerken bir şey hissettim.

Sanki arka sırada tek başıma değildim.

Yerime oturdum.

Yan koltuk yine çöktü.

Bu kez göz ucuyla baktım.

Görünmeyen bir siluet vardı.

Ama gölgesi vardı.

Ekranın ışığı duvara vuruyordu.

Ve duvarda iki gölge vardı.

Benimkisi.

Ve yanımdaki.


Film bir anda durdu.

Ekran karardı.

Sonra beyaz yazı çıktı:

“Boş koltuk yok.”

Salon ışıkları yandı.

Görevli kapıda belirdi.

“Film bitti,” dedi.

“Nasıl yani?” dedim.

“Başlamadı bile.”

Saatime baktım.

Seansın başlamasına üç dakika vardı.

Salon boştu.

En arka sırada tek başımaydım.

Yan koltuk düzdü.

Hiç oturulmamış gibiydi.


Çıkarken görevliye sordum.

“Arka sırada başka biri var mıydı?”

Adam yüzüme baktı.

“Bu salonda en arka sıra yok,” dedi.

“En son sıra bir önündeki.”

Arkamı döndüm.

Gerçekten de arkamda sıra yoktu.

Duvar vardı.

Ama ben otururken arkamda bir boşluk hissetmiştim.

Sanki bir sıra daha vardı.

Ve biri o sırada oturuyordu.


Artık sinemaya gitmiyorum.

Çünkü karanlıkta boş koltuk yok.

Birine ait.

Ve her filmde, biri yanına birini arıyor.

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
0
Düşüncelerinizi paylaşmanızı çok isterim, lütfen yorum yapın.x