Penceredeki Siluet

Yeni evimin en sevdiğim yanı büyük penceresiydi.

Beşinci kattaydım. Karşı binayla aramızda dar bir sokak vardı. Gündüzleri sorun yoktu. Ama geceleri karşı apartmanın karanlık pencereleri insana tuhaf hissettirirdi.

İlk gece fark etmedim.

İkinci gece perdeyi kapatmayı unuttum.

Saat 00:47’de su içmek için kalktım.

Salon karanlıktı ama sokak lambasının ışığı pencereye vuruyordu.

Camda bir yansıma gördüm.

Benim yansımam.

Ama tam arkamda, karşı apartmanın penceresinde bir siluet vardı.

Kımıldamıyordu.

Sadece duruyordu.

Perdeyi çektim.


Ertesi gece yine aynı saat.

00:47.

Uykumdan hafif bir huzursuzlukla uyandım.

Salona gitmedim.

Ama içimde bir his vardı.

Bir şeyin beni beklediğini hissettim.

Dayanamadım, perdeyi hafifçe araladım.

Karşı apartmanın aynı penceresinde yine o siluet vardı.

Bu kez daha netti.

İnsan şeklindeydi.

Ama ışık yanmıyordu.

Yani arkasında oda aydınlık değildi.

Karanlığın içinde duruyordu.


Üçüncü gece telefonu elime aldım.

Kamera uygulamasını açtım.

Yakınlaştırdım.

Görüntü grenliydi.

Ama siluet oradaydı.

Baş hizasında bir boşluk vardı.

Yüzü seçilmiyordu.

Ekran görüntüsü aldım.

Telefonu indirip tekrar baktım.

Siluet kaybolmuştu.

Ama ekran görüntüsünde hâlâ duruyordu.


Ertesi gün karşı apartmanın kapısını çaldım.

“Beşinci kattaki dairede kim yaşıyor?” diye sordum.

Kapıyı açan yaşlı kadın kaşlarını çattı.

“Beşinci kat boş,” dedi.

“Altı aydır kimse taşınmadı.”

“Peki o pencere?”

Kadın bana baktı.

“Orada pencere yok.”

Donup kaldım.

Sokağa çıktım.

Karşı binaya baktım.

Beşinci katta, benim evimin tam hizasında düz bir beton duvar vardı.

Pencere yoktu.


O gece perdeyi kapatmadım.

Yatağımı pencereye bakacak şekilde çektim.

00:47’yi bekledim.

Saat değişti.

00:47.

Sokak lambası yandı.

Karşı apartmanın duvarında karanlık bir siluet belirdi.

Bu kez netti.

Duvarın üzerinde duruyordu.

Yani bir pencere yoktu.

Ama gölge vardı.

Gölge yavaşça hareket etti.

Başını eğdi.

Beni izliyordu.


Telefonum titredi.

Bilinmeyen numara.

Mesaj:

“Perdeyi kapatma.”

Nefesim kesildi.

“Sen kimsin?” yazdım.

Cevap geldi.

“Yanlış yere bakıyorsun.”

Yavaşça camın yansımasına baktım.

Bu kez karşı binaya değil…

Kendi camımdaki yansımaya.

Yansımada ben vardım.

Ama arkamda bir siluet daha vardı.

Karşı binada değil.

Benim salonumda.


Refleksle arkamı döndüm.

Boş.

Yine camdaki yansımaya baktım.

Siluet hâlâ oradaydı.

Yavaşça bana doğru yaklaştı.

Ama odada hiçbir şey hareket etmiyordu.

Sadece camın içindeki dünya değişiyordu.

Telefon tekrar titredi.

“Artık yerini biliyor.”

Camın yüzeyinde hafif bir buğu oluştu.

Ve buğunun üzerine içeriden bir el izi çıktı.

Camın iç yüzeyine değil.

Dışına değil.

İçeriden.

Yani camın öbür tarafından.


Ertesi sabah karşı apartmana tekrar baktım.

Duvar yerindeydi.

Pencere yoktu.

Ama kendi camımın iç yüzeyinde küçük bir parmak izi vardı.

Benim parmak izim değildi.

Çünkü o sırada ben dışarıdaydım.


Artık her gece 00:47’de uyanıyorum.

Karşı apartmanda pencere yok.

Ama siluet var.

Ve her gece biraz daha netleşiyor.

En korkuncu şu:

Gölge artık karşı binada değil.

Benim camımda duruyor.

Ve içeriyi izliyor.

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
0
Düşüncelerinizi paylaşmanızı çok isterim, lütfen yorum yapın.x