Kapının altından sürülen sesi duydum.
Kağıdın parke üzerinde sürtünme sesi.
Gece 00:12.
Evde tek başımaydım.
Kapıya yaklaştım.
Kapının altından içeri doğru yarım girmiş siyah bir zarf vardı.
Üzerinde tek bir kelime yazıyordu:
“AÇMA.”
Yazı el yazısıydı.
Titrek.
Sanki aceleyle yazılmıştı.
Kapı deliğinden baktım.
Koridor boştu.
Zarfı elime aldım.
Ağırdı.
İçinde tek bir sayfa vardı.
Katlanmış.
Açtım.
Üzerinde sadece bir cümle vardı:
“İçerideki senden önce açma.”
Donup kaldım.
“İçerideki sen.”
Evde yalnızdım.
Ya da öyle sanıyordum.
Telefonumu aldım.
Polisi aramayı düşündüm.
Ama ne diyecektim?
“Kapımın altından zarf atıldı.”
Bu suç değildi.
Yine de kapıyı kilitledim.
Pencereleri kontrol ettim.
Her şey kapalıydı.
Bir saat geçti.
Salonda oturuyordum.
Zarf masanın üzerindeydi.
Bir anlığına gözüm kaydı.
Zarfın üzerinde yeni bir yazı vardı.
“Geç kaldın.”
Kalbim hızlandı.
Zarfı elime aldım.
Az önce tek kelime vardı.
Şimdi iki cümle vardı.
“İçerideki senden önce açma.”
“Geç kaldın.”
Ellerim titredi.
Zarfın içindeki kağıdı tekrar açtım.
Bu kez cümle değişmişti.
“Yer değiştirdi.”
Salona baktım.
Her şey aynıydı.
Koltuk, televizyon, masa.
Ama bir şey eksikti.
Duvar saati.
Yerinde yoktu.
Yere baktım.
Kırık değildi.
Yoktu.
Telefonuma baktım.
Saat 00:12’yi gösteriyordu.
Bir saattir 00:12.
Arkamdan hafif bir nefes sesi geldi.
Yavaşça döndüm.
Koltukta biri oturuyordu.
Ben.
Aynı kıyafet.
Aynı yüz.
Ama gözleri boştu.
Elinde siyah zarf vardı.
Zarfın üzerinde yazan kelime değişmişti:
“AÇ.”
Donup kaldım.
“Sen kimsin?” dedim.
Cevap vermedi.
Yavaşça ayağa kalktı.
Bana doğru yürüdü.
Adımları benimkilerle aynıydı.
Bir adım attım.
O da attı.
Ama bir saniye önce.
Telefonum titredi.
Mesaj:
“Geç kaldın.”
Gönderen: Ben.
Numara benimdi.
Ekran karardı.
Salon bir anlığına titredi.
Koltuk boştu.
Karşımda kimse yoktu.
Ama elimde siyah zarf vardı.
Üzerinde tek kelime yazıyordu:
“AÇMA.”
Kapının altından bir şey daha sürüldü.
Yeni bir siyah zarf.
Üzerinde yazıyordu:
“İçerideki senden önce açma.”
Bu kez anladım.
Zarf dışarıdan gelmiyordu.
Döngü içerideydi.
Ve her seferinde birimiz geç kalıyordu.
Ertesi sabah apartman görevlisine sordum.
“Gece kapımın önüne biri geldi mi?”
Adam başını salladı.
“Bu binada tek sen varsın,” dedi.
“Üç aydır boş.”
Eve döndüm.
Kapıya baktım.
Altında ince bir çizik vardı.
Sanki her gece biri içeri bir şey sürüklüyordu.
Ya da dışarı.
Şimdi her gece 00:12’yi bekliyorum.
Zarf gelmeden önce zarfı yakalamaya çalışıyorum.
Çünkü eğer ben önce açarsam…
İçerideki ben dışarı çıkıyor.
