Kapı Her Gece Çalıyor

İlk gece kapı çaldığında saat 02:12’ydi.

Tek bir vuruş.

Tok.

Uykulu gözlerle saate baktım. Yanlış duymuş olabilirdim. Apartman eskiydi, borular ses yapardı. Tekrar uyudum.

İkinci gece yine oldu.

02:12.

Tok.

Bu kez gözlerim anında açıldı. Yatağın içinde doğruldum. Salon kapısı aralıktı. Koridor karanlıktı.

Bir süre dinledim.

Başka ses gelmedi.

Cesaretimi toplayıp kapıya gittim. Kapı deliğinden baktım.

Boş.

Koridor lambası yanıyordu. Kimse yoktu.

Kapıyı açmadım.


Üçüncü gece iki kez çaldı.

Tok.
Tok.

Saat yine 02:12.

Bu kez kalbim daha hızlı atıyordu. İçimde tuhaf bir beklenti oluşmuştu. Sanki kapıyı açarsam bir şey düzelecekmiş gibi.

Ama açmadım.

Sabah kapının önüne baktım.

Hiçbir iz yoktu.


Dördüncü gece alarm kurdum.

02:10’a.

Uyanık bekledim.

Koridordan ayak sesi gelmedi. Asansör sesi yoktu. Apartman sessizdi.

02:12.

Tok.

Bu kez ses kapının dışından değil, içinden gelmiş gibiydi.

Kapıya yaklaştım.

Elimi kapının üzerine koydum.

Soğuktu.

Bir saniye sonra içeriden tekrar vuruldu.

Tok.

Elim kapının üzerindeydi.

Vuruşu avucumda hissettim.

Ses dışarıdan gelmiyordu.

Kapının öbür tarafından da değil.

Kapının içinden geliyordu.


Ertesi gün kapıyı inceledim.

Ahşap kapı, çelik kasaya oturuyordu. İçinde boşluk yoktu. Ama kulağımı dayadığımda hafif bir nefes sesi duydum.

Yavaş.

Ritmik.

Sanki biri içeride yaşıyordu.

Kapıyı değiştirmeyi düşündüm.

Ama marangoz geldiğinde kapının normal olduğunu söyledi.

“Gayet sağlam,” dedi.

O gittikten sonra kapının üzerinde küçük bir çizik fark ettim.

Tırnak izi gibi.


Beşinci gece üç kez çaldı.

Tok.
Tok.
Tok.

02:12.

Artık korkudan çok merak vardı.

Kapı deliğinden baktım.

Bu kez bir şey gördüm.

Gölge.

Tam kapının önünde duran bir siluet.

Yüzünü seçemiyordum. Ama oradaydı.

Kapıyı açmadım.

Gölge bir süre hareket etmeden durdu.

Sonra yavaşça eğildi.

Kapı deliğine baktı.

Geri çekildim.

Ama çok geçti.

Kapı deliğinden içeri bakan gözle göz göze geldim.

Sorun şuydu:

Ben kapı deliğine bakmıyordum.


Altıncı gece kapıyı açmaya karar verdim.

02:11’de kapının önünde bekledim.

Elim tokmağın üzerindeydi.

02:12.

Tok.

Bu kez vuruş benim elimden geldi.

Kapının dışından değil.

İçinden değil.

Elimden.

Refleksle geri çekildim.

Kapının iç yüzeyinde avuç içi izi vardı.

Ama iz dışarı doğru basılmıştı.

Yani biri içeriden değil, dışarıdan içeri doğru bastırmıştı.

Ama kapı kapalıydı.


Ertesi sabah yöneticiyi aradım.

“Gece gelen biri var mı?” dedim.

Adam şaşırdı.

“Bu apartmanda senden başka kimse yok,” dedi.

“Bina altı aydır boş.”

Telefon elimden kayacak gibi oldu.

“Nasıl yani?”

“Taşındığından beri tek kiracı sensin.”


O gece 02:12’de kapı çalmadı.

Sessizlik vardı.

Yatağımda doğruldum.

Bir eksiklik hissi oluştu.

Alışmıştım.

Sonra ses geldi.

Tok.

Ama bu kez kapıdan değil.

Yatak odasının kapısından.

Yavaşça döndüm.

Kapı aralıktı.

Koridor karanlıktı.

Ve koridorun sonunda, giriş kapısının önünde biri duruyordu.

Ben.

Elim havadaydı.

Kapıyı çalmak üzere.


O an anladım.

Kapı her gece çalınmıyordu.

Ben her gece yanlış taraftaydım.

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
0
Düşüncelerinizi paylaşmanızı çok isterim, lütfen yorum yapın.x