Taşındığım apartmanda en üst kat boştu.
En azından bana öyle söylemişlerdi.
Dördüncü kattaydım. Beşinci katın kapısında “Kiralık” yazıyordu. Zil çalışmıyordu. Pencereleri karanlıktı.
İlk hafta hiçbir şey duymadım.
İkinci hafta geceleri bir ses başladı.
Tak…
Duraksama.
Tak… tak…
Sanki biri ağır bir şeyi yerde sürüklüyordu.
Saat hep aynıydı.
01:43.
İlk gece önemsemedim. Üst kat boş olsa bile, bina eskiydi. Ahşap genleşir, metal çalışır.
Ama üçüncü gece ses daha netti.
Bu kez adım gibiydi.
Yavaş.
Bilinçli.
Bir duvardan diğerine.
Sonra tam benim yatak odasının üstünde durdu.
Ve üç kez vurdu.
Tak.
Tak.
Tak.
Ertesi sabah yöneticiyi aradım.
“Üst kat kiraya verildi mi?” dedim.
“Hayır,” dedi. “Anahtar bende.”
“Gece biri giriyor olabilir mi?”
Güldü.
“Kapı kilitli. Elektrik bile bağlı değil.”
Telefonu kapattım.
O gece yine oldu.
01:43.
Bu kez ses tam yatağımın üstünde dolaştı.
Ve ağır bir şey yere düştü.
Tak!
Yataktan fırladım.
Tavana baktım.
Sıva dökülmedi.
Ama toz ince bir çizgi halinde yere süzülüyordu.
Sanki üstte biri yürüyordu.
Dayanamadım.
Beşinci gün anahtarı istedim.
“Kontrol etmek istiyorum,” dedim.
Yönetici omuz silkti.
“Git bak.”
Merdivenleri çıktım.
Beşinci kat koridoru karanlıktı.
Kapıyı açtım.
İçerisi boştu.
Gerçekten boş.
Duvarlar çıplak, zemin beton.
Ama yerde izler vardı.
Tozun üzerinde sürüklenmiş ağır bir şeyin izi.
Yatağımın tam üst hizasında.
Donup kaldım.
O gece 01:43’te alarm kurdum.
Yatağımda oturup tavana baktım.
Saat değişti.
01:43.
Ses gelmedi.
Sessizlik daha ürkütücüydü.
Tam rahatladığımı düşündüğüm an…
Tavanın içinden bir fısıltı geldi.
Çok hafif.
Ama net.
“Yukarı bakma.”
Gözlerim tavandaydı zaten.
O an fark ettim.
Ses üstten gelmiyordu.
Tavanın içinden geliyordu.
Yani iki kat arasında bir boşluk vardı.
Ve o boşlukta biri vardı.
Ertesi gün tekrar üst kata çıktım.
Zemini inceledim.
Betonda ince bir çatlak vardı.
Yatağımın tam üstünde.
Eğilip baktım.
Çatlak derindi.
Ve içinden karanlık görünüyordu.
O sırada telefonum titredi.
Bilinmeyen numara.
Mesaj:
“Alt katta mısın?”
Nefesim kesildi.
Alt katta.
Yani biri üstteydi.
Ama üst kat boştu.
Yavaşça arkamı döndüm.
Oda hâlâ boştu.
Ama zemindeki tozda yeni ayak izleri vardı.
Benden küçük.
Çıplak.
Ve tam önümde duruyordu.
O gece 01:43’te ses tekrar geldi.
Bu kez yukarıdan değil.
Duvarın içinden.
Sonra dolabın içinden.
Ve en sonunda yatağımın altından.
Yavaşça eğildim.
Karanlıkta bir çift göz bana bakıyordu.
Ama gözler tavana doğru kaydı.
Sanki beni değil, üstümü izliyordu.
Yatağın altındaki şey fısıldadı:
“Geç kaldın.”
Ve tavandan ağır bir şey indi.
Ertesi sabah üst kata çıktığımda zemin delikti.
Beton kırılmıştı.
Ve delik, tam benim yatağımın üstüne açılıyordu.
Ama aşağı baktığımda…
Benim dairem yoktu.
Alt kat boştu.
Sadece karanlık vardı.
Ve o karanlıkta bir şey yürüyordu.
01:43’te.
Her gece.
